Ortadoğu Oyunu
Kategori: Siyaset  |  Okunma: 1623  |  Puan: 6  |  30 Ocak 2007

Ortadoğu Oyunu

 

       Kabaca bir yaklaşımla, bugün sokaktaki insana göre Ortadoğu, petrol kaynakları zengin olan ve bu kaynaklar üzerine kurulup saltanat süren petrol ağalarının yaşadığı bir coğrafyadır. İngiliz gelir işgal eder, sömürür kendi işini düzene koyar, sonra da defolup gider.Öteki taraftan Fransız gelir katliam yapar, medeniyet neymiş öğretir, ardından defolup gider. Şimdi de Amerika ve şürekası Ortadoğu’da. Akibetin ne olacağını söylemeye gerek yok.

     Tabii ki, yüzyıla yakın zamandır cereyan eden hadiseleri geldi-gittilerle izah etmek mümkün değildir. Olan biten nedir anlamak istiyorsak, her şeyden önce, Ortadoğu’da petrolden daha değerli bir varlığın mevcudiyetini idrak etmek zorundayız. Israrla görmek istemediğimiz, hatta denilebilir ki, görmemek için ne lazımsa yapmaktan çekinmediğimiz bu varlık, ‘müslüman’ın tâ kendisidir.

      Batı dünyasının Ortadoğu’ya yönelik işgal ve saldırılarını para ve petrol gibi ekonomik değerlere irca etme anlayışı, bütün bir hayatı, hatta tarihi, felsefeyi, sanatı ve edebiyatı ekonomik doneler üzerine kurma ve yorumlama heveskârlarının işidir. Bu zalimce yaklaşıma göre akan kanın da bir fiyatı, bir getirisi, bir ekonomik değeri var.

      Ortadoğu’da akan kandan söz açılmışken hemen belirtelim ki, bu coğrafyada zulme maruz kalan insanların kaderi, kesinlikle İstanbul ya da İslâmabad’ta yaşayanlardan uzak ve bağımsız değildir. Bugün, Müslümanlar arasındaki mevcut yabancılaşmayı bir an için kenara koyup sağlıklı ve hakkaniyete uygun düşünmeye başladığımız takdirde bütün bir ümmetin aynı anda aynı kaderi paylaştığını derhal fark edeceğiz.

      Hunharca öldürülen çocukların, annelerin, yaşlıların ya da gençkızların akan kanlarına bigane kalmak gafletinden kurtulmamız için, evvela bu bölgenin insanına yaklaşım anlayışımızı değiştirmeliyiz. Bakışımızı, Saddam, Esad  yahut başka şahıslar plânından uzak tutup, milyonlarca insanın  paylaştığı temel değerlere ve inançlara yöneltmeliyiz. İnsan tefekkürünü saplantılar ve sapkınlıklarla  adeta kemikleştiren, donduran kavmiyetçiliğe ise hiç mi hiç iltifat etmemeli, bu şeytanî tuzakta daha nice nesillerin telef olmasına göz yummamalıyız.

       Bu ülkenin insanları olarak duyarsızlığımızı, ‘araplar bizi arkadan vurdu’, ‘petrol içinde yüzüyorlar’, ‘ne Şam’ın şekeri ne arabın yüzü’ ve benzeri sıradan teselli kalıpları içinde rahat tutmak hakkına asla sahip değiliz. Vicdan, insan için, milletler için ve bütün hayat içindir. Bize ait olan bir gerçeği, kaderimizin kendisi olan bir durumu, bu denli kendimizin dışında görmek ve göstermekten artık vazgeçmeliyiz.

       Medyada sık sık Ortadoğu’da oynanan oyunlardan söz edilmekte. Ne oyunu, kimin oyunu ve nasıl bir oyun?  Sinsi ve haince uygulamaya konulan planlar ile, ardı ardına gelen saldırıların sonuçları meydanda iken, ortada kandan,gözyaşından, zulümden ve işgallerden başka bir şey yokken, bir ‘oyun’dan söz edilmesini doğrusu, ben içime sindiremiyorum.

       Zira, oyun derken aklıma ‘çiftetelli’ ya da  ‘çayda çıra’ gelir. Müslümanların bu coğrafyada yaşadıklarını kim bu kadar hafif görebilir?

       Ve ne zamana kadar?

                                                                                                         Necat Çavuş


Bu Yazıyı Oylayın: 

Yorumlar
Hüseyin hoca [ 05 Şubat 2007 09:05:06 ]
Sn. Nejat ÇAVUŞ öncelikle yazılarını hayranlıkla takıp ediyorum. Senin yazılarını yorumlamak haddim değil ama yukarıda Fikret ASLAN''ın yazdıkları benide ilgilendirdiği için yazma gereği duydum. Evet Fikret çok doğru söylüyor, ben onu ilk evvela lise takımına almadım ama Elazığdaki futbol otoritelerinin tavsiyesiyle onu son dakikada takıma aldım ve oda bizi mahcup etmedi takımın en büyük yıldızı oldu. Onun gibi bir futbolcuya hocalık etmiş bulunmaktan onurlu ve gururluyum. Onu ilk etap çalışmalarına almadığım için buradan özür diliyorum. Fikretim beni affet... Saygılarımla...

Fikret ASLAN [ 05 Şubat 2007 06:56:25 ]
Saygıdeğer Çavuşum, hayat bir oyun değilde nedir peki... Bu oyunlarda bize rol yoksa bizler ne yapabilirizki... Eminimki bu oyunlarda bizede rol verilse bizde iyi rol keseriz... Ama vermezler... Bilirlerki o rolü verirlerse bir daha alamazlar ve hep başrolde kalırız... Bu yüzden ufakta olsa rol vermezler... Yıllar önceki bir anımı anlatayım: Lise son sınıftayım ismi lazım değil bir arkadaşımla aynı sınıftayız ve okulun futbol takımı seçmeleri var, bende o aralar İlimizin en büyük amatör takımında direk oynayan yıldız bir futbolcuyum, ama Lise takımına seçilemedim ama sınıf arkadaşım(ismi lazım değil) takıma büyük bir yıldız edasıyla seçmelere dahi girmeden lisans çıkartıldı.... Neyse aylar geçti ve maçların başlamasına 2 veya 3 gün kala Lise takımının hocası beni farketti ve takıma aldı... O günden sonra lise takımının yıldızı ve vazgeçilmez futbolcusu oldum... Daha önce takıma alınan arkadaşım(ismi lazım değil)   bir daha da ilk onaltıya giremedi.. Yani üstadım bu olayı niye anlattım biliyormusun, yaşamın her dakikası bir oyun, biz bu oyunlarda kendimize yer bulabilirsek başaramayacağımız hiç bir şey olamaz... Saygılarımla...

Diğer Sayfalar: 1. 

Yorum Yazın
İsim:


E-Posta:


Mesaj:
       
       
       
       
Kalın | İtalik
Altçizgili | Link